Monday, December 18, 2017

AFS Hikayeler konferansı - #yenibirbenyenibirbiz

Merhaba ismim Zeynep Delen Nircan. 

AFS çok büyük bir aile. 100 yılı aşkın tarihinde, yarım milyona yakın çocuğu el bebek gül bebek büyüten ailelerinden alıp dünyanın öteki ucuna, tam bir BİLİNMEZLİĞE yalnız başına gönderecek ve bu kadar zor ve tehlikeli deneyim sırasında nerede olurlarsa olsunlar, başlarına ne gelirse gelsin yalnız olmayacaklarını, güvende olacaklarını temin edebilecek, anne babaların endişeli bekleyişlerini kolaylaştırabilecek kadar köklü bir kuruluş. Daha da inanılmazı bu yarım milyon çocuğun belki de hayatlarının en zor deneyiminden döndüğünde istisnasız “HARİKAYDI!” demesi… 

AFS deneyimi benim için kişisel olarak bir çok açıdan önemliydi. Sanırım en önemlisi kafamdaki “Bambaşka bir yerde bambaşka biri olarak doğsam hayat nasıl olurdu?” sorusuna en az bir yanıt sunduğu için. Hiç bir aile, hiç bir okul, hiç bir hayat mükemmel ya da felaket değil. Doğru ya da yanlış yok, her hayat farklı, her hayat karmaşık, her hayat bazen sıkıcı, bazen heyecan, bazen korku verici ama illaki çok değerli. Yıl sonu balosuna gitmeden hemen önce çekilmiş bu fotoğrafı Kütahya’da oturan başörtülü babaannem gördüğünde paniğe kapılmış, habersiz nişanlandım sanmış! 

AFS’li olmak bana öncelikle dünyanın her yerinden dostlar kazandırdı. Dost deyip geçmeyin. 1996 yılında gittiğim Amerika’nın Cincinnati şehrinde arabayla ulaşılabilecek genişlikte bir bölgede 30 kadar AFS’liydik. Japonya’dan Mısır’a aklıma gelebilecek her değişik milletten insan vardı. Aramıza AFS’li olmayan değişim öğrencileri de alarak (onlar nedense tek tüktü) ayrılmaz bir arkadaş - hatta kardeş- grubu kurduk. Bu sayede misafir olarak gittiğimiz Orta Batı Amerika’da kendimizi hiç yalnız ve dışlanmış hissetmedik, belki askerlik arkadaşı dedikleri cinsten bir yakınlık kurduk. Bu can dostlarla ortak bir dil, ortak bir kültürde buluştuk, bizden önce gelmiş ve bizden sonra gelecek yüzbinlerce değerli AFS’liyle aynı kaderi paylaştık, onlardan biri olduk.. Her birimiz zorlandık, ama AFS’nin kurduğu halka halka güven çemberleri sayesinde bunların üstesinden geldik. Bu hepimize büyük bir özgüven verdi.  Şu cümleye hep beraber onayladığımızı hatırlıyorum “ 15,16,17 yaşında tek başıma hiç tanımadığım bir yere gidip sıfırdan düzen kurabiliyorsam, hayatta her şeyi yaparım.”

Benim için bir diğer önemli kazanç, farklı bir okul sistemiyle karşılaşmaktı. Nedense o zamana kadar öğretmen her şeyi bilir, en iyi okul puanı en yüksek olandır gibi düşünceleri hiç sorgulamamışım. Türkiye’de liseden mezun olup üniversiteyi kazanıp dondurdum ve (en büyük gidenlerden biriyim) kendimi tipik bir Amerikan banliyösünde orta halli bir devlet okulunda buldum. Beni son sınıfa yerleştirdiler, diploma istersen 3 zorunlu ders var dediler. İngilizce edebiyat, Amerikan Tarihi ve Vatandaşlık. AFS annem Amerikan Tarihi dersinde en iyi öğrenci ödülünü aldığımı iddia ediyor ben hatırlamıyorum.  Zorunlu dersler dışında Türkiye’de “hiç bir işime yaramayacak, hatta ders bile sayılmayacak” ne varsa aldım. Toplum hizmeti, marangozluk, renk olsun diye Fransızca… 

Toplum hizmeti ve gönüllülük kavramlarıyla ilk kez orada tanıştım. Bu iki kavram benim AFS yılımı kat kat değerli kılmakla kalmadı, karakterimi ve hayatımın akışını geri dönüşü olmaz bir şekilde yönlendirdi. 

İngilizce edebiyat bir nevi kişisel gelişim programıydı, amaç zihnimin içindekini en iyi şekilde dile dökmekti. Ödevlerden birini anlatmak istiyorum. Bizdeki kilim dokuma gibi Amerikalıların çok folklorik bir yamalı yorganları olur. Üzerleri motifli parça parça kumaşlar birbirine dikilir oluşan yorgan bir hikaye anlatır. Edebiyat öğretmenimiz bizden de kendi yorganımızı yapıp, hayatımızı anlatmamızı istedi. Benim yorganda “ev” “kalemim” “pul” gibi olmazsa olmazlar vardı ama tam merkeze AFS deneyimini koymuşum. Açıklama olarak ise şunları yazmışım. “Diğer parçalar her zaman aynı kalacaklar ama AFS deneyimim sadece bu sene için. Gelecekte bu parçanın üzerine yeni maceralar dikeceğim.”  Gerçekten de AFS’den sonra hayatımda “bilinmeyeni keşfetmek, sınırlarımı zorlamak, imkansızı denemek”  her zaman merkezde oldu. 

Dönüş zamanı geldiğinde yeniden doğmak üzere tekrardan ölüyorduk. Kültür şokunun dönüşte giderkenden de ağır olacağından habersiz sudan çıkmış balıklardık. Ben kesinlikle BALIK ETLİYDİM! Bıraktığımız hayatlar değişmişti, arkadaşlarımız, ailemiz ve en önemlisi BİZ değişmiştik ama AFS ve TKV sağolsun yalnız değildik. Döndüğümüz yıl gönüllülük hayatlarımıza hiç olmadığı kadar çok anlam kattı, gidenleri gönderdik, gelenleri ağırladık. Güldük, ağladık, Valikonağı’nda ki TKV ofis konağımız oldu.

Bu deneyimlerin 1997’den sonra hayatımı nasıl etkilediğini anlatmam gerekiyordu…. AFS sayesinde hayatımın geri kalanında yaptıklarımı yapmaya cesaret edebildim diyebilirim. Çünkü cüzdanımda değerli bir kart vardı: Risk alabilirim, kaybetsem de yeniden başlayabilirim. İlk önce Interrail’le güven çemberi olmadan tek başıma olmayı denedim. Sonra Amerika’da doktora ki zordu. Sonra Amerika’nın en prestijli üniversitelerinden biri olmasına karşın Türkiye’de kimsenin adını duymadığı bir liberal arts college’da hoca olmayı seçtim. Göz göre göre “doğru” yoldan saptım!! 

Bir kaç yıl geçti, neredeyse 10 yıldır yaşadığım Amerika’da refah düzeyi oldukça yüksek bir akademik pozisyonum,  evim, arabam, düzenim, arkadaşlarım vardı rutine girmiş ama uzakta kalmış hissediyordum. Açıkcası pek mutlu değildim.  2009’da Puffers Göleti kenarında bir kayada otururken kafamda bir hayal şimşeği çaktı, o an kapkaranlık görünen geleceğim bir anda aydınlandı! Benim için kanser ilacı taxol molekülünü laboratuvarda yapmaya çalışmanın aciliyeti yoktu, mükemmel görünen Amerikan elmalarından yemek istemiyordum, ben evimi özlemiştim. Ege’de deniz kenarında Ege’yi kendimi kültürümü, kendi ağacımı, kendi değerimi araştırmak, dünyayla bunu paylaşmak istiyordum! O anda bunu yapabileceğim bir işveren yoktu, olsun ne gerekiyorsa yapardım, işvereni yaratırdım. Denemeye değerdi. (Pöf, bu ne özgüven! Emre Senan’ın deyimiyle düpedüz delilik.) 

AFS’li olmasaydım bu hayalin peşinden gitme cesareti söz konusu bile olamazdı. Pılı pırtı toplayıp elimde bavulla Yeni Foça’da kampüs yapmayı hayal ettiğim harabe binanın önünde denizden efil efil esen rüzgarla hayallere dalamazdım.  Elimde notlar Paris’ten Pakistan’a rektörlerle, okul kurucularıyla konuşup hadi bana yol gösterin demeye, koskoca Türk Kültür Vakfı Yönetim Kurulunun karşısına çıkıp, “E hadi ne duruyoruz?” demeye utanırdım.

Kendi okul eğitimim bir yana iki Amerikan üniversitesinde çoğu Amerikalı yüzlerce öğrenciye, daha sonra Türkiye’de Boğaziçi ve Bilgi Üniversitelerinde yüzlerce birinci sınıf mühendise genel kimya dersi verdim. Erken uzmanlaşmanın, evrensel değerlerden kopuk, kendi kültürüne yabancı, körü körüne fen eğitiminin insanın hem kendine hem topluma zararına bizzat tanık oldum. Harcanan zamana, verilen emeğe, ZİYANA acıdım. Hayalim buna bir çareydi! Araştırmam sağlamdı, mantıkta hata görünmüyordu. Sermayem, bilgim, birikimim, disiplinim o zamana kadar biriktirdiğim farklı kültürlerden ve  disiplinlerden dostlarımdı, evlerimdi, ailelerimdi. Kimyacıdan sosyoloğa, Adana’dan Bhutan’a tüm dostlara haber saldım. Yeni Foça’da buluştuk ve ZEYTİN’e bakmaya başladık. 

Kimyayı, tarihi, sanatı o bölümde okuduğumuz, uzmanlaştığımız için değil, bize iş kapısı açacağı için değil bir bütünün parçaları oldukları için öğrenmeye başladık.  Bu müthiş bir aydınlanma, hayatı hiç olmadığı gibi berrak görebilmeyi, yeniden çocuk gibi heyecanlanabilmeyi sağladı. Saçılı duran, birbirine dokunmayan bilgileri topladık, düzene soktuk, topluma ve dünyaya sunduk. Merak edenler için geçen yıl yayınlanan kitabımızda bu yaklaşımı okuyabilirsiniz (türkçesi yolda).  Okurken Karaburun’da açılan Zeytin Okulu’nu da ziyaret ederseniz ambiyans tam olur. 

Ege’de Atölye hayatıma yön verdi, beni özgürleştirdi. Etrafımdaki yüzlerce insana umut, ilham, neşe verdi. AFS’l genç arkadaşlarım da bana katıldılar onlar da kendi hayallerini paylaştılar.  Bu ışığın mümkün olduğunca uzun süre yanmasını mümkün kılan Türk Kültür Vakfı gibi kar amacı gütmeyen nice kurum ve kişilerdir. 

NY Times’da yayınlanan bir yazıda* mutlu olmak için kişinin daha büyük bir şeye ait olması ihtiyacından bahsediyordu. David Brooks, “Birim kendiniz değil aileniz olursa, aileye yaptığınız fedakarlık, aslında kendinize yaptığınız iyilik olur. İşte o zaman bencillikle fedakarlık arasındaki çizgi kaybolur.” diyor. 

Ait olduğumuz toplumu “uğruna fedakarlık yapacağımız birim” olarak görebildiğimizde dertlerimizin azalacağına inanıyorum. Toplum (ehem yani kendim) için bir şeyler yapabilmiş olmanın huzuruyla ailem başta hepinize teşekkür ederim. 


*https://www.nytimes.com/2017/09/19/opinion/when-life-asks-for-everything.html















Tuesday, December 5, 2017

Olive Oil featured on Amherst College Home Page

See a new rendition of an old story about the First Year Seminar Course "Liquid Gold" that is currently being featured on the Amherst College Home Page.



This "marquee" feature points to the following article, archived from May 2017
https://www.amherst.edu/news/news_releases/2017/5-2017/the-chemical-story-of-olive-oil

Friday, November 10, 2017

Fall UPDATE: Reminiscences of Past Harvests, Present and Future Plans

It's hard for me to believe that three years ago, we were exploring Mediterranean Olive Harvest sites in Turkey, Italy, Catalonia, and Crete.  It feels like yesterday.  Those experiences and the great joy we found in talking with growers and producers were the fuel for our book, The Chemical Story of Olive Oil: From Grove to Table, that has now been out for 8 months.

2014 Harvest In Tuscany

2014 Harvest in Crete



2014 Harvest in Catalonia


Since that time, we have given dozens of talks, been interviewed on the radio, taught a total of five college classes on three campuses, and have taught several week long summer workshops.  Plans are in place to offer courses in Olive Oil Chemistry to retailers in the Finger Lake Area.  Two of us were certified as having completed an olive oil tasting course at UC Davis and one of us is on her way to being a member of an Olive Oil Tasting Panel in Turkey.

Making Olive Oil Soap - Amherst College

Leading Tastings near Izmir Turkey

Inaugural Zeytin Okulu (Olive Oil School) near Izmir, Turkey
 We have become advocates and spokespersons for olive oil's health benefits and it isn't unusual to get email from former audience members who tell us that we have transformed them into olive oil junkies!

In the lab, close to a half dozen students have worked on or are working on ways to measure the age of the oil, the free fatty acid content (a marker of quality), and the polyphenols so important for the health benefits.

What's next?  One of us is working on a translation of the book into Turkish (ZDN), one of us has become a Food Fellow of the Kahn Institute (POH) and another is working on a revision of Chapter 10 of the book to include Climate Change Effects on Olive Oil Production (RAB).

  

Tuesday, September 26, 2017

Olive Oil and the Liberal Arts

I just love Amherst College's blending of academics and athletics.  I just received this invite from an Amherst College Student of Mine.  How many universes exist in which a soccer team plans to honor a science author at halftime?  ANSWER:  1 - Go Mammoths!


Dear Professor O'Hara,

While reading about some of the recent accomplishments of our faculty and students, your name came up alongside your book, The Chemical Story of Olive Oil: From Grove to Table.

Congratulations on the great work! Amherst LEADS is looking to bring attention to the brilliant things that members of the Amherst community are doing and would like to show you some appreciation at halftime during one of our home games this fall.  We would like to invite you to the men's soccer game against Rutgers-Newark this Sunday. The game begins at 2 pm but the brief halftime ceremony should be a little after 2:45.  

If this sounds like something you would be interested in, please let us know if you are available this weekend.  If not, perhaps we can find another time to recognize your accomplishments.  

I hope to hear from you soon.

Best,

Stuart McKenzie
 
 

Monday, July 31, 2017

Read Reviews of "The Chemical Story of Olive Oil"

  • Our first review on Amazon from an unknown fan gave us five stars!!!!
  • Here's a lovely email note we recently received from Margaret Edwards, owner of Matiatia Olive Grove and Press  and Internationally Certified Taster we met in New Zealand.
    Dear Pat and Richard

    At last we have finished our harvest and clean up so I have had the chance to dip into your excellent book and am thoroughly enjoying it.

    I am sure it will be an excellent addition to every olive grower and miller’s library.  I shall certainly be recommending it as a publication that presents the essential information in a way that is easy to read and to understand.  Thank you very much for including John and me – we were very flattered to have an “honourable mention.”

    This season was difficult, as we have had the wettest year to date that I can remember.  It has also been cooler than usual.  Our volume was down around one tonne on last year but many of our clients had very light crops and some no olives at all.  The fruit was slow to ripen but in spite of that and the weather, we have managed to make some reasonable oils.

    John and I have very fond memories of your visit to Waiheke and hope that you are both well and enjoying life.
    Congratulations on the book.

    Best regards

    Margaret


Friday, July 28, 2017

Zeytin Okulu 2017 - Inicek, Turkey

All facilitators, students, directors and staff at Zeytin Okulu
The fruits of the original Ege’de Atölye (Aegean Workshop), which was set up in 2010 continue to be harvested.  One of the most exciting landmarks has been the construction of the Zeytin Okülü (Olive School) in Iniçek, Turkey along the Karaburun peninsula south of Izmir, and this, it's inaugural summer.  Our workshop there boasted a few dozen students, facilitators, and an assembly of sponsors, townspeople, and pension managers who all made things happen.


3 Wise women: Derya, Meltem, and Zeynep

Robert College Faculty and Students

Rich runs a tasting

World Olive Press on Valley Free Radio

On July 7th, Pat and Rich were interviewed by Stacey Cooney on her Friday night radio show "Evidence Based Errata."  We talked mostly about our book "The Chemical Story of Olive Oil: from Grove to Table."   The hour passed quickly and before we knew it, we were done and had had a great time.  You can listen to our interview here: https://evidencebasederrata.com/2017/07/09/evidence-based-7717-the-chemical-story-of-olive-oil-from-grove-to-table/

And, as a favor to our friend Stacey, let's plug her show.  From the radio station's website: Listen to the live broadcast, every Friday at 6pm – only on Valley Free Radio, WXOJ-LP 103.3fm or streaming on valleyfreeradio.org